Hukuk, adalet ve Çorlu Tren Kazası davası kararı: Yanıtsız kalan sorular

Çorlu’da, 2018'de 7’si çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği, 300’den fazla kişinin yaralandığı Çorlu Tren Kazası davasında nihayet karar açıklandı!  Altı yıl süresince; mağdurlar, onların acısını duyumsayanlar, yönetsel ihmal ve kusurların her birimizin yaşam hakkını tehdit eden riskler oluşturduğunun bilincinde olanlar ve elbette adalet savunucuları, etik bilinç ve ortak toplumsal duyunun sesi olarak, “adalet” isteğimizi, hakikatin gizlenmemesi gerektiğini her ortamda savunduk. Kazada her türlü sorumluluğu bulunanların cezalandırılmasını, "cezasızlık ilkesi" ile tahrip edilen hukuki güvenlik hakkımızın yerine getirilmesini, oluşan zararların maddi ve manevi olarak eksiksiz telafi edilmesini, bir daha böyle kaza ve risklerin yaşanmayacağı bir denetim ve liyakat sisteminin oluşturulmasını, mağdurların hak arama, adalet isteme arayışları karşısında onları yalnızlaştırma, engelleme ve suçlu muamelesi yapılması girişimlerinden vazgeçilmesini, acının ve kayıpların toplumun ortak bir acısı olduğu duygusunun inşası için, simgesel semboller oluşturulmasını yüksek sesle, her platformlarda talep ettik. Ortak mücadele, dayanışma ve adalet istencinde iradeli, kararlı bir azim, altı yıl sonra da olsa, adalet olgusu anlamında önemli sayılabilecek bir kazanım sağladı!  Dün açıklanan karar ile; Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) Bölge Bakım Müdürü N.A. on beş yıl (tutuklandı); TCDD Bölge Bakım Müdürü M.K. on yedi buçuk yıl (tutuklandı); dönemin TCDD Bölge Müdür Yardımcı L.M.Ü. dokuz yıl iki ay (adli kontrolle serbest); dönemin 1’inci Bölge Müdürlüğü’nde görevli demiryolu bakım müdürü T.K. on altı yıl üç ay (tutuklandı); yol bakım ve onarım şefi Ö.P. on üç yıl dokuz ay (tutuklandı); mühendis D.P. dokuz yıl iki ay (adli kontrolle serbest); mühendis K.B. dokuz yıl iki ay (adli kontrolle serbest); altyapıdan sorumlu 1’inci Bölge bakım servis müdür yardımcısı N.A. sekiz yıl dört ay (adli kontrolle serbest); mühendis T.B.Ö. on yıl (adli kontrolle serbest) hapis cezası aldılar.  Şüphesiz, önemli bir karar! Zira: "Hukuk, en geniş anlamda toplumsal ve siyasal ilişkilerin düzenlenmesini, kurulmasını ve yürütülmesini, başka belirleyicilere göre değil, adalet fikrine göre düzenlemeyi istemenin ifadesidir". "Hukukla ahlak bağlantısını kuran değer" olarak adalet; "hakkın ve hukukun gerçekleşmesi, yerini bulması" bağlamında ele alınır. Ve ister bireysel bir erdem ilkesi olarak, ya da eşit olanaklara erişim ilkesi olarak kabul edilsin, Vecdi Aral hocamızın dediği gibi; "hukukun gerçekleştirmeyi amaçladığı temel değer olarak, çatışan çıkarlar arasında bir değerlendirme yaparken, bunlardan bazılarını diğerlerine üstün tutarken temel aldığı ölçüdür. Toplumsal yaşamın çerçevesini oluşturmaya yönelik, ahlaki bir ölçü."  Bu ölçü her birimiz için hak öznesi varlığımızın ve sürdürülebilir toplumsal yaşamın güvencesidir. Bu anlamda kararın önemi ortadadır! Ancak, Türkiye'de ulaşım politikasına karar verenler; Türkiye Devlet Demiryollarını bir kurum olarak  "kamucu aklın", "devletçi politikanın" uygulaması olarak niteleyen, liberal ekonominin, serbest piyasanın kâr mantığına, eklemlendiği neoliberal ekonomipolitiğin çıkarlarına, işleyiş ve kurumsal yapısına aykırı bulan, dolayısıyla yatırım, geliştirme ve alt yapı düzenleme önceliklerinin dışında tutan, liyakatsız atamalarla ihmal eden (onun yerine, karayollarına öncelik veren, ihale mantığıyla "yandaş" kayırma, rant oluşturma önceliği ile hazineden doğrudan ya da dolaylı yollarla karayolları için milyonlar aktaran) siyasal islamcı anlayışın temsilcileri, yöneticileri ve bunların yetkili bakanları, genel müdürleri bu yargılananlar arasında olmadı! “Kanuni emri” verenler değil, daha çok “emri yerine getirmekle görevli” konumunda olan 'tali sorumluların' yargılandığı ve ceza aldığı bir süreci yaşamış olduk. Toplum olarak soruyoruz! 1) Tekirdağ Çorlu’da 8 Temmuz 2018’de meydana gelen bu kaza sırasında Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) Genel Müdürü olan İsa Apaydın neden yargılanmadı? 19 Eylül 2019’da görevden alınmış olan Apaydın, kurduğu Deha Altyapı isimli şirketiyle, 2014 den bu yana toplam bedeli 11 milyar 520 milyon 713 bin TL olan 35 kamu ihalesini nasıl alabildi?  -Karayolları Genel Müdürlüğü, depremlerin en çok etkilediği Hatay Samandağ’da hasar alan yolların onarımı ihalesini, (3 Ocak’ta) 1 milyar 277 milyon TL’ye pazarlık usulüyle Apaydın’ın ticari temsilcisi olduğu Deha Altyapı Anonim Şirketi hangi koşullarla, nasıl aldı? 28 Şubat’ta, Mersin ile Aydıncık arasında bulunan Erdemli-Silifke ve Taşucu yolunun ikmal yapımı için 6 milyar 910 milyon 910 bin 910 TL’lik kamu ihalesi de hangi koşullarda bu şirkete verildi? Buradaki kamu yararı nedir? -Aynı şekilde, TCDD’nin Gaziantep’te deprem nedeniyle hasar almış kesimlerin onarımı için 20 Kasım 2023’te gerçekleştirdiği, 298 milyon 382 bin bedelli ihaleyi Deha Altyapı Anonim Şirketi’nin almış olması rastlantı mıdır?  -Çorlu tren faciasının yaşandığı dönemde TCDD Taşımacılık AŞ Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı olan Veysi Kurt, kazadan yedi ay sonra 15 Şubat 2019’da görevinden alındı. Ancak, görevi döneminde 5 kazada (Çorlu faciasının haricinde, 2017'de Ankara-Kırıkkale'de vagonun devrilmesi sonucu 1 işçi hayatının kaybettiği kaza, aynı yıl Elazığ'da yük treninin devrildiği ve 2 makinistin hayatını kaybettiği kaza, 2018’de Ankara'da 3'ü makinist 9 kişinin hayatını kaybettiği kaza ile 2019’da Bilecik'te 2 makinistin yaşamını yitirdiği kaza yaşandı) 39 kişi öldü. Tek bir kez dahi yargılanmadı. Üstelik, Cumhurbaşkanı kararı ile 23 Şubat 2024 tarihinde, TCDD Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak atandı! Bu atamanın, ‘yasal usule uyularak yapılmış olması’, onu  hukuken ve ahlaken de meşru kılabilir mi? “Kamu hizmetlerine atamada liyakat dışında herhangi bir unsur aranmaz” ilkesine uygun hale getirebilir mi? Siyasi etik açısından, toplum bilincinde ve kamu vicdanında geçerli kılmaya yeter mi? Server Tanilli’nin deyimiyle “hukuk; bir yandan iktidarı örgütler, kurumlaştırır, yönetilenler gözünde meşru da göstermeye yarar.” Biri hukuksal (kanunsallık), diğeri sosyolojik (meşruiyet) olan iki koşulun bir arada gerçekleşmesine olanak yaratır. F.Pollock, hukukun siyasal, ekonomi-politik özelliğini açıklarken de; “Hukuk, bir bakıma toplumun egemen ideolojisini hem yansıtır; hem de bekçiliğini yapar. Birey, grup ve sınıflar arası ekonomik, sosyal ve siyasal çıkar çatışmalarının bir sonucu, daha doğrusu geçici dengesidir.” der. Marx’a göre de; “Hukuksal ilişki, kendisinde ekonomik ilişkilerin yansıdığı bir iradeler ilişkisinden başka bir şey değil”dir. Bu saptamalar çerçevesinde şu soruları sormak kaçınılmazdır: Hukuk, birey, grup ve sınıflar arası ekonomik, sosyal ve siyasal çıkar çatışmalarının bir sonucu, daha doğrusu geçici dengesi ise bu denge bir kısım bireyler, gruplar veya sınıfların lehine veya aleyhine bozulursa ne olacaktır? Ya da; kendisinde ekonomik ilişkilerin yansıdığı bir iradeler ilişkisi olan hukuksal ilişkide, bu iradelerden biri diğerini tahakküm altına alırsa ne olacaktır?  Bu soruların yanıtını oluşturacak ilkelerden oluşan bir hukuku kurumsallaştırmadan, bunun mücadelesini vermeden ‘adalet’ arayışına girmek, "adaleti" birilerinin kişisel ahlak anlayışlarına, ahlak diye anladıkları yargılara bırakmak anlamına gelir!  Dolayısıyla; -Soma ve Erzincan İliç 'te yaşanan, birçok işçinin ve madencinin yaşamını yitirdiği, çevreye korkunç zarar veren olaylarda ihmalleri, kusur ve sorumlulukları bütün sorumluların yargılanması, -Deprem sırasında halka çadır satan Kızılay yetkililerin kusur ve ihmalleri nedeniyle yargılanmaları, -6 Şubat depremlerinde yıkılan, onlarca yüzlerce kişiye mezar olan bina inşaatlarında kusur ve ihmalleri olan (Kahramanmaraş’ta 35 kişiye mezar olan Ezgi Apartmanı, Dulkadiroğlu ilçesinde 44 kişiye mezar olan Saitbey Sitesi, Gaziantep ‘te 51 kişiye mezar olan Furkan Apartmanı, Adıyaman’da çoğu çocuk/öğrenci 72 kişinin öldüğü İsias Otel ile dönemin Kızılay Şube Başkanı M. M. Bulut’un müteahhidi olduğu 70 kişinin öldüğü Süeda Kent sitesi, Adıyaman Besni’de 123 kişinin öldüğü Üzümkent sitesi, Hatay’da 1000 kişinin hayatını kaybettiği Rönesans sitesi, 1200 kişinin hayatını kaybettiği “600 Evler sitesi”, 106 kişi yaşamını yitirdiği Farklı Yaşam Rende sitesi, onlarca kişinin öldüğü Eser Apartmanı, 48 kişinin hayatını kaybettiği Güçlü Bahçe sitesi) sorumlulara yönelik soruşturma ve davalar da,  Gezi eylemleri davasında vb. yargılamalarda adalet, ancak bu bilinçle verilecek toplumsal mücadele ile kazanılacak bir değer olacaktır! *Hukukçu/Akademisyen Haber Çorlu Tren Katliamı'nda karar açıklandı: Sorumlular yargılanmadı

haber.sol.org.tr
.
2 hafta önce
Haber Detayı
istanbul escort