• Homepage
  • Türkiye
  • Küba Çocuk Tiyatrosu La Colmenita Türkiye’de: 'Tüm çocukların katılabileceği bir oyun alanı'

Küba Çocuk Tiyatrosu La Colmenita Türkiye’de: 'Tüm çocukların katılabileceği bir oyun alanı'

2008 yılında Devlet Tiyatroları’nın, 2010’da José Marti Küba Dostluk Derneği’nin davetlisi olarak Türkiye'ye gelen dünyaca ünlü Küba Çocuk Tiyatrosu La Colmenita (Küçük Arı Kovanı) bir kez daha 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle Türkiye'ye geldi. 2007 yılından beri UNICEF'in iyi niyet elçisi olan La Colmenita, 23 Nisan Küçük Hanımlar Küçük Beyler Uluslararası Çocuk Tiyatroları Festivali‘nde Devlet Tiyatroları’nın davetlisi olarak Ankara ve İstanbul’da dört farklı oyun sahneleyecek. La Colmenita'nın kurucusu ve direktörü Carlos Alberto Cremata (Tin) ile bir söyleşi gerçekleştirdik.   Merhabalar, bir Devlet Tiyatroları organizasyonu olan 19. Küçük Hanımlar Küçük Beyler Tiyatro Festivali için geçtiğimiz hafta ülkemize geldiniz. Hoş geldiniz. Oyunlarınızı izlemek isteyen yüzlerce çocuk ve erişkin ile Küba dostlarını çok mutlu ettiniz. Festival kapsamındaki ilk oyununuzu pazar günü İstanbul’da AKM’de sergilediniz. Önümüzdeki günlerde ise Ankara’da yoğun bir programınız var. Her şeyden önce tüm ekibe bu güzel ve yoğun programda kolaylıklar diliyoruz. La Colmenita ile ilgili merak ettiğimiz pek çok şey var. İzninizle en temel sorularla başlayalım: La Colmenita ne zaman kuruldu? Her şey, 14 Şubat 1990’da başladı. Herkesin bildiği gibi, 14 Şubat “Sevgililer Günü”dür. Projemizin böyle bir günde başlamış olması, yaptığımız şey açısından çok anlamlı. Şöyle ki, 1990 yılı Küba’da “Özel Dönem” dediğimiz çok zorlu bir ekonomik kriz döneminin başlangıcıdır. Kübalılar olarak bu dönemde maddi anlamda dibe vurduğumuzu söyleyebilirim. Kübalı müzisyen Silvio Rodríguez “Şiddetli kriz anlarından olumlu şeyler doğar” der. La Colmenita da işte bu olumlu şeylerden biriydi. Ülkece yaşadığımız muazzam güçlüklere yanıt olarak ortaya çıkan, bu krize sevgi sayesinde cevap üreten, çok güzel bir şeydi. Bu umutlu bakış açısı ve ilham verici örnek için teşekkürler! Ama ben her şeyin spesifik olarak nasıl başladığını da merak ediyorum… Ben Sovyetler Birliği zamanında Ukrayna’da pedagojik bilimler alanında üniversite okudum. Sonra Küba’da güzel sanatlar akademisinde tiyatro yöneticiliği alanında ikinci bir üniversite eğitimi daha aldım. Rahmetli annem Küba’da oldukça tanınan biridir. Çünkü o, ülkedeki ilk çocuk televizyon kanalının kurucusuydu. Çocukların da oyuncu olarak görev aldığı TV programlarının yapımcısıydı. Ben tiyatro kökenliyim, annem ise TV kökenli. Normalde bu iki farklı disiplin birbiriyle pek kesişmez, hatta tiyatrocularla televizyoncular birbirleriyle pek anlaşamazlar. Bense, kariyerimin başlangıcında genç oyuncularla çalışan bir tiyatro yönetmeniyken, bir yandan da ekranda annemin üreticisi olduğu çocuk yapımlarını izlemekten büyük heyecan duyuyordum. Giderek, bu yapımlarda yer alan çocuklarla birlikte sahnelemek için senaryolar yazmaya başladım. Çocuklarla yaptığımız ilk tiyatro denemesinde büyük başarı elde ettik. Yirmi çocuktan oluşan bir grupla Havana’daki beş bin seyircili Karl Marx Tiyatrosu’nda sahnelediğimiz oyun büyük bir başarı elde etti. Bu başarı kartopu gibi büyüdü ve ben de gençlik tiyatroları yönetmekten ziyade sadece çocuklarla çalışan bir tiyatro yönetmeni olmaya doğru evrildim. Ama La Colmenita’da esas amacınızın tiyatrocu yetiştirmek olmadığını hep vurguluyorsunuz. Küba’da eğitim sisteminin her seviyesinde, ressamlar, müzisyenler, oyuncular, dansçılar yetiştiren sanat okulları vardır ve bunların sayısı çoktur. La Colmenita ise bir sanat okulu değildir. Giriş sınavları, elemeleri yoktur. İsteyen tüm çocukların katılabileceği bir oyun alanıdır. Benim çok inandığım bir şey var: Tiyatro herkesindir. İsteyen herkesin sığabileceği bir yerdir tiyatro sahnesi. O yüzden biz sadece yetenekli çocukları kabul eden bir topluluk değiliz. Çok yetenekli bir çocuk, başrol oynayarak, şarkı söyleyerek sahnede öne çıkabilir. Ona göre daha az yetenekli olan bir başkası, sahnenin biraz daha arkasında bir rol alabilir. Sahne korkusu olup sahneye çıkmak istemeyen bir çocuk, sahne yanlarında perdenin arkasından, hatta seyircinin arasına karışıp tezahürat ederek arkadaşlarını destekleyebilir. Ayrıca her şey sahnede seyirci karşısına çıkmak da değildir, provalar sırasında da pek çok sahneleme fikirleri, şiirsel buluşlar, müziksel yaratılar ortaya çıkar. Bazı çocuklar da yaratıma bu şekilde katkıda bulunur. Çünkü tiyatro kolektif bir sanattır. 'Çocuk oyuncular değil, oynayan çocuklar' Bazı çocukların yaşları çok küçük. Henüz oyun çağındalar. Bu durum “küçük yaşta başlamanın” öneminden mi kaynaklanıyor?  Bakın, birçok dilde “oynamak” kelimesi hem oyun oynamak hem de sahnede bir şey canlandırmak anlamına gelir. Bana kalırsa bunu en iyi anlayan da çocuklardır. Bir anekdot anlatmak istiyorum. Lizbon’da yaptığımız bir temsilin ardından, Portekiz’in önde gelen tiyatro yönetmenleri ile bir buluşmaya katılmıştık. Çocuk tiyatrosu konusunda ülkenin en tanınmış isimlerden biri de oradaydı. Epeyce yaşı ve deneyimi olan bu kişi, çocuk tiyatrosunun yetişkinler tarafından yapılıp çocuklara sunulması gereken bir şey olduğunu savunmasıyla tanınıyor ve çocuklara sahnede rol verilmesinin “onları manipüle etmek” anlamına geldiğini düşünüyordu. Ve bu kişi, o buluşmada şöyle dedi: “La Colmenita’yı izledikten sonra, hayatımda ilk kez farklı düşünüyorum, çocukların yapacağı bir tiyatronun mümkün olabileceğini düşünüyorum artık.” Böyle dedi; çünkü La Comenta’da “çocuk oyuncular” değil “oynayan, eğlenen çocuklar” görmüştü. Dolayısıyla, biz çocuklardan oyuncu yetiştirmeyi amaçlayan profesyonel bir topluluk değiliz. Nasıl ki spor ve fiziksel aktivite bedeni geliştiriyorsa, sahnedeki bu aktivitelerle de çocukların manevi dünyalarını geliştirmeyi amaçlıyoruz. La Colmenita’ya katılan her çocuk en az bir müzik aleti çalmayı öğrenir, ama bu amaç değildir, bu sadece bir “bahane”dir! Bunları yaparken insani değerleri birbirimize bulaştırmayı, daha iyi yurttaşlar olmayı, daha iyi insanlar olmayı amaçlarız. Biz yola çıktığımızda bir sanat projesi olarak adlandırılıyorduk; ama 35 yılımızı doldurmak üzereyken, geriye dönüp baktığımda daha ziyade pedagojik bir proje olduğumuzu söyleyebilirim. Amacımız, bazı değerlerin tohumlarını ekmek. Ve bu konuda rüştümüzü ispat ettiğimizi düşündüren veriler var. La Colmenita sahnesinden binlerce çocuk gelip geçti. Bu proje ilk başladığında kovana giren arılar şimdi 40 yaşın üzerinde. Bir araştırma yaptık ve geçmişte kumpanyada yer almış olan çocukların sadece yüzde 5’inin sanatçı olarak hayatına devam ettiğini gördük. Geri kalanı hekim, mühendis, avukat, polis, itfaiyeci oldu. Ama çocukken bu kovanda yer almış oldukları için, sanatsal beğenileri yüksek yetişkinler olmakla kalmadılar, çok daha önemlisi, kendi meslektaşları arasında kültürel dönüşümü teşvik eden kişiler oldular. Onlar, yaşadıkları yeri ya da çalışma ortamlarını, yani parçası oldukları topluluğu dönüştürmek için çok daha fazla araca sahiplerdi. Örneğin Küba’da bir itfaiyeci birliğine girdiğinizde orada bir müzikal koro olduğunu çok rahatlıkla görebilirsiniz. O koroyu muhtemelen, çocukken La Colmenita’ya yolu uğramış olan biri organize etmiştir. İlk oyununuzda yirmi çocuktan oluşan bir kumpanya ile yola çıktığınızı söylediniz. Ama bunun zaman içinde ulusal, hatta uluslararası bir harekete dönüştüğünü biliyorum. La Colmenita “küçük arı kovanı” demek. Bizim Küba’nın her ilinde bir “kovanımız” var. Havana’nın 15 ilçesinden her birinde en az bir tane La Colmenita var. Bunların yöneticileri, yine kovanın içinde yetişen kişiler. Bir kovan dediğimizde 50 ila 100 çocuk ile onların ailelerini kast ediyorum. Nasıl ki doğada her yerde arı kovanları varsa biz de Küba’nın her yerinde varız. Sanatı “bahane ederek” insani değerleri yayan kolektifler bunlar. Ve evet, kovan dünyaya da yayıldı: İspanya’da 3, Meksika’da 3, Kanada’da 1, Kolombiya’da 1, Nikaragua’da 1, Dominik Cumhuriyeti’nde 1, Arjantin’de Buenos Aires’in en yoksul mahallelerinde olmak üzere 6, Panama’da 1, El Salvador’un her bir vilayetinde birer tane olmak üzere toplam 31, Venezuela’da 80 kovanımız var. Bu nedenle UNICEF, 2007 yılında bize “İyi Niyet Elçisi” unvanı verdi. Dünyada bu unvanı alan kuruluşlar arasında tek tiyatro topluluğu biziz. Küba’da ise Sağlık Bakanlığı’nın “halk sağlığına katkıda bulunan özne” olarak tanıdığı tek sanatsal topluluğuz. Ülkemizde kültür alanında verilen en üst düzey nişan olan Félix Varela nişanına layık görüldük. Ayrıca, esasen bir tiyatro topluluğu olmamıza karşın müzik alanında gösterdiğimiz gelişim nedeniyle Latin Grammy ödüllerine aday gösterildik.  Bizim önemli bir misyonumuz da, tiyatro yapımlarını büyük salonlardan çıkarıp, kocaman ışıklar ve sahne altyapıları olmadan, en mütavazı koşullarda oynanabilir hale getirmek. Örneğin elektriğin kesik olduğu bir dağ köyünde biz rahatlıkla sahne alabiliriz. Psikopedagoji merkezi dediğimiz eğitsel bir rehabilitasyon merkezinde,  yaşlılar evi dediğimiz sosyal kurumlarda, ülkenin her yerinde, belki toprak zeminde, bir derenin kıyısında biz oyunlarımızı sergileyebiliriz. Ve bizi en çok mutlu eden de bu tip etkinliklerimizdir.  'Oyunlarımızı 0-120 yaş grubu için yazıyoruz' Türkiye’de Devlet Tiyatroları Festivali kapsamında “The Beatles ve Külkedisi” ile “Küçük Hamam Böceği Martina” oyununu sergiliyorsunuz. İstanbul'da ise Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde çocukların gözüyle Fidel’i anlattığınız bir oyun sergilemişsiniz. Bu oyunları kimler için yazıyorsunuz; çocuklar için mi, yetişkinler için mi?  Benim kafamda çocuklar ve yetişkinler diye bir ayrım yok. Oyunlarımızı da 0-120 yaş grubu için yazıyoruz. Eğer kalbiniz uykuda değilse, siz bir çocuksunuzdur. İçinde “uyku moduna geçmemiş” bir çocuk kalbi taşıyan herkes, sadece yaşı büyümüş olan çocuklardır. Fidel ile alakalı olan oyunu sordun...  Fidel ölümünden önce, adının hiçbir yere verilmemesi ve hiçbir heykelinin dikilmemesi için bir vasiyette bulunmuştu. Kübalılar, ölümünün ardından Fidel’in bu isteğine saygı gösterdiler; fakat tek istisna olarak, onun yaşamını ve eserlerini araştırmak isteyenlere yönelik bir merkez açılmasına karar verildi. Küba hükümeti, Fidel Castro Merkezi adlı bu kurumun açılışını yapmak üzere La Colmenita’daki çocuklara davete bulundu; çünkü hayattayken, ölümüne yakın bir zamanda da çocuklarımızın onunla bazı özel buluşmaları olmuştu. İşte, “Konuş Fidel, sana ihtiyacım var” adlı oyunu bu merkezin açılışı için yazmıştık. Küba’dan sonra yurtdışında ilk kez İstanbul Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde sahneledik. Neden, bu oyun çok mu yeni? Hayır çok yeni sayılmaz, 2019’da Küba’da ilk kez sahneledik. Ama Kübalılar için yazılan bir eserdi bu, yalnız Kübalıların anlayabileceğini düşündüğümüz referanslar içeriyordu. Türkiye Komünist Partisi bizden özel olarak istediği için bu oyunu İstanbul’da da sergiledik ve seyirciden aldığımız karşılık bizi hayrete düşürdü. İnsanlar Kübalılar gibi ağladılar, görünen o ki Kübalılar gibi hissettiler oyunumuzu izlediklerinde. Aslında bunu anlayamıyor değilim, çünkü Fidel evrensel bir figür. Sovyetler Birliği’nde okuduğum zamanlar, çok ücra yerlerdeki bazı kolhozları ziyaret ettiğimizi anımsıyorum. Nereli olduğumuzu soranlara “Küba” dediğimizde bazı insanlar hiç anlamaz, isim benzerliği nedeniyle SSCB’de bulunan başka bir yerle karıştırır ve hatta “buraya trenle mi geldiniz” diye sorarlardı. Haritadaki yerini bırakın Küba diye bir ülke olduğunu dahi bilmeyen insanlar vardı. Ama Fidel Castro dediğimiz zaman herkes onu bilirdi. İstanbul’da bir oyun daha sergilediniz, 1961’deki Okuryazarlık Seferberliği hakkında… Bu oyunun adı “Umut için çılgınlıklar”. Yine Silvio Rodríguez’in bir şarkısından geliyor bu isim. Silvio, 14 yaşında bir gönüllü olarak katıldığı okuryazarlık seferberliğine ilişkin deneyimini anlatıyor bu şarkıda. Çok ilginç ve eğlenceli bir şarkıdır bu. Çılgınlık sözcüğü, Don Kişot’a referans içerir. Bu oyunu Küba Komünist Partisi’nin gençlik örgütü Genç Komünistler Birliği’nin kongresinde sergilemek üzere yazdık. Yine Küba Dostluk Derneği’nden yoldaşlar bunu İstanbul’da sergilememizi istediler. Küba Okuryazarlık Seferberliği bana göre dünyanın en ilham verici olaylarından biri. İstanbul’da olup bunu izleyemediğim için şu an gerçekten biraz şanssız hissettim kendimi! Bu oyunu başka bir ülkede sergilememizin mümkün olabileceğine çok inanmıyordum doğrusu, ama başardık. Neden böyle diyorum, çünkü İstanbul’da iki, Ankara’da iki farklı oyun olmak üzere toplam dört farklı oyuna hazırlanmamız gerekti. Unutmayalım ki bu çocuklar profesyonel oyuncu değil. Her çocuk gibi akşam okuldan geldiklerinde ödevlerini yapıp sorumluluklarını yerine getirdikten sonra sınırlı bir süre provalara katılarak bu oyunlara hazırlanıyorlar.  Ve bugün parkta oynarkenki hallerini gördüğümüz kadarıyla hiç de öyle robotumsu çocuklar değiller, bildiğimiz yaramaz çocuklar! Kesinlikle robotumsu veya asker gibi değildirler ve çok da yaramazdırlar! Yani, normal çocuklar işte… Ve öyle olmaları da gerekiyor. Üstelik bizim Türkiye’de sahneye koymak için hazırladığımız oyunlardan biri tamamen İngilizce, diğeri ise İspanyolca-İngilizce olmak üzere iki dilde sahneye koyuluyor. Bu çocukların bazıları daha anaokuluna gidiyor ve İngilizceye hakim olmaktan henüz çok uzaklar. Ama hem Küba Dostluk Derneği’nden arkadaşlarımıza olan sevgimiz hem de Türkiye’ye olan sevgimiz nedeniyle elimizden geleni yaptık ve en iyi şekilde hazırlanmaya çalıştık. İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi’nde yaptığımız temsil de harika geçti, insanlar salonu doldurmuştu, çok güldüler, eğlendiler ve dans ettiler. Ankara’da da böyle olacağını düşünüyorum. La Colmenita’daki çocukların özgüveni ve sanatsal düzeyi izleyicileri çok etkiliyor. Doğrudur, ama bak, onların sanatsal becerilerinin ne kadar gelişkin olduğu bizim esas önceliğimiz değil. Kendimize ait bir ABC’miz var bizim. Görevlerimizi önem sırasında göre A’dan Z’ye sıraladığımız bu kitapçıkta, “Küba’da ve dünyada tiyatro oyunları sahneye koymak, turnelere çıkmak” Z harfini oluşturuyor. Sondan bir önceki görevimiz ise “bir müzik aleti çalmayı öğrenmek”. Normalde bir tiyatro topluluğu için bu ikisinin ilk iki sırada gelmesi beklenirdi. Ama bizim çocuklarımız tiyatro oyuncusu olmaktan çok önce, birer öğrenci ve bir ailenin mensubudur.  Sanat, bir oyun bizim için. ABC’mizde A harfini “her gün tutarlı olarak biri için iyi bir şey yapmak” oluşturuyor. B harfi ise “arkadaşlar edinmek ve onlara şükranını belirtmek”tir. C harfi, “Küba’yı kendi ailemi sever gibi sevmek”, D harfi “hayvanları, bitkileri ve doğayı her gün daha fazla sevmek”tir. E harfi “okulda iyi bir öğrenci, evde iyi bir çocuk olmak”tır. “Oynamak, oynamak, oynamak” mottomuz, “öğrenmek, öğrenmek, öğrenmek” dinimizdir der bu ABC. Bu şekilde insani değerleri birbirimize bulaştırmayı hedefliyoruz. Dolayısıyla La Colmenita bir tiyatro kumpanyası olmaktan ziyade pedagojik bir zemin. Tiyatro faaliyetleri dışında, özellikle José Martí’ye odaklanan okuma faaliyetleri de yaptığınızı öğrendim. Martí, Küba’nın ulusal bağımsızlık kahramanı olmasının, şair ve gazeteci kimliklerinin dışında aynı zamanda bir pedagog, öyle değil mi? Çocuklar için yazdığı eğitsel kitaplar olduğunu biliyorum. Kesinlikle; Martí, Küba’nın başöğretmenidir. Biz kovan olarak hemen her gün bir araya geliriz. Tiyatro çalışmalarımıza, provalarımıza veya temsillerimize başlamadan önce yaptığımız bir rutinimiz vardır. Bir çember oluşturup yere oturur ve el ele tutuşuruz. José Martí’nin bize rehberlik eden bir cümlesi vardır: “Çocuklar haftada en az bir defa bir araya gelmeli ve hep birlikte kimin için ne gibi faydalı bir şey yapabileceklerini düşünmelidirler” der. Nâzım Hikmet’in “Yaşamaya dair” şiirindeki gibi, yaşama öyle bir açlık ve susuzlukla bağlı olmak gereklidir. Martí’nin sözleriyle söylersek, “iyi bir şey yapmanın açlığı ve susuzluğuyla” bu yaşama bağlı olmak… Ve burada bahsedilen, tesadüfen yapılan bir “iyilik” değildir, yolda yürürken karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir yaşlı görüp ona yardım etmek çok güzeldir ama Martí’nin bahsettiği şey bu değil. Martí, “ben kimin için ne yapabilirim” diye üzerine kafa yorup, gidip o kişiyi bulup o eylemi yapmaktan bahsediyor. La Colmenita’da yetişmiş bir çocuk, yolda ailesiyle yürürken beyaz önlüklü bir hekim, bir hemşire gördüğünde gidip “hayatımızı kurtardığınız için teşekkür ederiz” demeyi öğrenmiştir. Bir polis gördüğünde “bizi koruduğunuz için teşekkürler” demeyi, sokağı süpüren bir temizlik görevlisi gördüğünde “sağlığımızı koruduğunuz teşekkürler” demeyi öğrenmiştir. Birçok yetişkine göre, bir çocuğun ağzından dökülen samimi bir teşekkür, alınabilecek en büyük ödülden daha kıymetlidir. Çünkü çocuklarımız bunu doğal bir şekilde, olanca masumiyetleriyle yapar. Dahası, Martí’nin öğrettiği gibi biz bunu “gizlice” yaparız. Başkasına gösteriş olsun diye değil, içimizde bir başkasına iyi ve faydalı bir şey yapmanın o minicik mutluluğunu hissetmek için yaparız. Martí, bir halk masalına gönderme yaptığı bir hikayesinde “faydalı biri olmak bir prens olmaktan önemlidir” der. La Colmenita’nın faaliyeti de işte tamamen bunun üzerine kuruludur: İyi eylemler yapmak ve tutarlı bir şekilde bunu yapmak. Küba Devrimi’nin Kübalı çocuklar ve La Colmenita için nasıl bir anlamı var?  Küba’da bir aralar bir afiş vardı, orada fotoğrafta çocuklar vardı ve “biz burada mutluyuz” yazıyordu. Ben bu sloganın günlük hayatta gözle görülebilir, mutlak bir gerçekliği ifade ettiğini düşünüyorum. Küba’da çocuklardan daha önemli hiçbir şey yoktur. Çocuklar güvende hisseder, korunduklarını hissederler. Bizler, yetişkinlik yaşına da gelsek kendimizi Devrimin çocukları olarak hissederiz. Bizi koruyan, önceliği sayan, donatan bu şey, Devrimin ta kendisidir. Bak, ben babamı nasıl kaybettim biliyor musun? Benim babam Küba Havayolları’nda görevli bir sivil havacılık çalışanıydı. 1976 yılında Barbados’tan kalkan bir Küba Havayolları uçağı, ABD’de yuvalanmış Küba düşmanı teröristlerce düşürüldüğü ve onu kaybettim. O gün birilerinin nefreti birçok insanın hayatına mal oldu. Biz özellikle ABD’ye turnelere gittiğimiz zamanlarda bu soru bana çok soruluyordu: “Bunu yapanlara karşı içinizde hiç nefret yok mu?” Evet, bu terör eylemiyle benim ve ailemin yüreğine çok yüksek dozda bir nefret enjekte edildi. Ama hep derim, “babam bana asla nefreti çoğaltmayı öğretmedi. O bana sadece sevgiyi çoğaltmayı öğretti.” Ve babam, bunu Fidel’den öğrendiğini söylerdi hep. Fidel, bizlere nefreti değil hep sevgiyi büyütmeyi öğretmiştir. Ben kendimi çocuklara, kültüre, neşeye ve iyimserliğe adadım. Çünkü babamdan ve Fidel’den öğrendiğim buydu. Fidel de bunu Martí’den öğrendiğini söyler, Martí de bunu Félix Varela’dan, öğretmeni Rafael Mendive’den öğrendiğini söyler. Küba’da bu öğretinin kuşaklar boyunca aktarıldığını görürüz. Bugün Küba adına bildiğimiz ne varsa böylelikle var edilmiştir. İspanya’nın bir sömürgesi iken, bu bilinç sayesinde Küba bir ulusa, bir ülkeye, bir vatana dönüşmüştür. Hatta  dünya çapında bir örneğe de… Öyle, ve Sosyalist Bloğun çözülüşüne rağmen bir örnek olma niteliğini kaybetmemeyi de başarmıştır. Ablukadan La Colmenita, Küba'nın sanatı ve Kübalı çocuklar nasıl etkileniyor? Sizler ablukanın olumsuz etkilerini nasıl aşmaya çalışıyorsunuz?  Abluka tüm Kübalıları etkiliyor; ama bilhassa toplumun en güçsüzleri olan çocukları ve yaşlıları. Gıda ve yakıt gibi en temel ihtiyaçlarımızı tedarik edemiyoruz. Çok yakınımızdaki ABD’den birçok ürünü satın alamıyoruz. Elbette bizim sanatsal faaliyetlerimiz de ablukadan etkileniyor. Ama abluka, sanat alanından önce bilim alanını etkiliyor. Çünkü telleri eksik bir gitarı yine de çalabilirsiniz, ama basit bir ilacı tedarik edemediğinizde çocuklar, yetişkinler ölür. Ablukayla baş edebilmek için “yaratıcı direniş” gösteriyoruz. Pandemi sırasında solunum cihazı almamız engellendi, bu haince bir eylemdi. Bizler de kendi solunum cihazlarımızı ürettik. Bildiğiniz gibi kendi aşılarımızı ürettik ve 2 yaşından itibaren tüm nüfusumuzu aşılayarak, COVID salgınına karşı çocuklarını aşılayan tek ülke olduk. La Colmenita’nın şimdiden dünyaya yayılmış olması gösteriyor ki, imkanlarımız daha fazla olsa sadece Küba için değil tüm dünya için daha faydalı olabiliriz; ABD dahil. Zira biz ABD’ye ne zaman gitsek çok büyük bir sevgiyle karşılandık. ABD hükümetleri bize ne kadar düşmanca davrandıysa, ABD halkından o kadar sevgi gördük.  Son olarak 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı için La Colmenita’nın Türkiye’deki çocuklara bir mesajı olur mu? Ülkeniz için bu kadar önemli bir tarihi ifade eden 23 Nisan’ı kutluyorum, her yaştan çocuğun bayramını kutluyorum. Umarım bir gün Türkiye’de de bir La Colmenita kovanı kurabiliriz. Bunu sadece İspanyolca değil, başka diller konuşan ülkelerde de yapabildik geçmişte. Mesela Kanada’nın Winnipeg şehrinde La Colmenita İngilizce olarak kuruldu. Türkçe La Colmenita neden olmasın? Böylece birbirimizin kültürünü daha çok tanımak için bir fırsat yakalamış oluruz, bizler Türkiye’nin muhteşem kültüründen bir yudum alıp beslenmek için bir kanal elde ederiz. Ben, çocuklukta kurulan dostlukların benzersiz olduğunu düşünürüm.  Hayalim, çocuklukta dostluk kuran insanların yetişkinliklerinde bir gün meslektaşlar olarak bir araya gelmeleri. Bir düşünsenize, Türkiye’yi yöneten kişiyle Küba’yı yöneten kişi 30-40 yıl öncesinden çocukluk arkadaşı olsalar! Halklar, çocuk dostluğu gibi dostluklar kursa! Ve bence La Colmenita, böyle bir şeye aracılık edebilir! Haber Çocuklarını seven ülke

haber.sol.org.tr
.
3 hafta önce
Haber Detayı
istanbul escort